PABLO PICASSO – AVIGNONLU GENÇ KIZLAR

06:34 0 yorum






1907 senesine tarihlenen bu eser, Kübizm'in ve Modern Sanat'ın doğuşunu simgelemesi açısından önemlidir. Bununla birlikte Picasso tarafından toplam 809 taslak çiziminin ardından ortaya çıkmış olması bakımından da ayrıcalıklı bir eserdir. 

"Avignonlu Genç Kızlar"daki tüm kadın figürleri bir genelevde bulunan fahişeler olarak bilinmekte olup, yıllar boyu süren olumsuz eleştirilere ve tepkilere maruz kalmıştır. Fakat tüm bu olumsuz eleştirilerin ve tepkilerin sebebi son derece olumsuz bir yaşam süren genç kızların nü bir eserde görülmesi değil; aksine bu genç kızların ideal yüz ve vücut hatlarından yoksun oluşları, soğuk duruşları, donuk bakışlarıdır. 

Eserde var olan 5 kadın figürünün vücudunun ve yüzünün sağa doğru gidildikçe bozulması ve hatta en sağdaki iki kadın figürünün yüzlerinde maske varmış gibi durması oldukça ilginçtir. Bunları yaparken Picasso'nun Okyanusya ve Afrika kabile masklarından etkilendiği bilinmektedir. Solda bulunan diğer üç kadın yüzünün de bunlardan aşağı kalır yanı yoktur. Donukluğun ne denli dokunaklı olduğunu gösteren bu üç kadın figürünün, hüzünden, mutluluktan, heyecandan ve daha nice duygudan yoksun olduğu çok barizdir. Hatta daha da ileri gidecek olursak bir ölünün soğukluğunu bu üç kadın figürünün yüzünde bulabiliriz. 

Figürlerin köşeli hatları ve eğreti duruşları eserde dikkat çeken bir diğer şey olmaktadır. Ayrıca Picasso'nun bu eserinde perspektifi tamamen terk ettiğine inandığımız sırada; figürlerin arkasındaki, sağı ve solundaki yüzeyin perspektifsel bir derinlik yaratması bizi oldukça şaşırtmaktadır. Kübizme geçilmiştir evet. Peki ama neden figürlerin perspektiften uzak duruşlarının tersine, arkaplan derinliğe doğru bir gidiş yolu seçmiştir? Figürlerin çıplaklığını kapatmakla görevli sivrileşmiş beyaz kumaş parçaları görevini yerine getirmekten kaçınmış, kızların bacaklarıyla bütünlemiş durumda olmayı yeğlemiştir.  

İKİ ÇIPLAK KADIN, 1906
Picasso'nun, ayna karşısındaki çıplak bir Venüs'ü resmettiği "İki Çıplak Kadın" adlı eseri, "Avignonlu Genç Kızlar"ın ön çalışması olarak kabul edilmektedir. Bununla bağlantılı olarak, ilk etapta "Avignonlu Genç Kızlar" bir denizci ve öğrencisi olarak iki erkek figürüyle resmedilmiştir. Daha sonradan üç figür daha eklenmiş, erkeklerin vücut hatlarıyla oynanmış ve "Avignonlu genç Kızlar" ortaya çıkmıştır

Bir resmin, görülenin değil görülmek istenenin temsili olduğunu doğru kabul eden Kübizm, bu eserde primitif* ve arkaik sanatların yeni bir bakış açısı kazanmış haliyle can bulmuştur. Dışavurumculuk ile Kübizm arasındaki geçiş dönemi eseri olarak kabul edilen "Avignonlu Genç Kızlar" ile yüzyıllar süren ideal kadını bulma ve resmetme anlayışı bir çırpıda yıkılmıştır. Artık karşımızda tüm estetik kaygılardan uzak Picasso kadınları vardır.


*M.S. 1500 yılından önce yaşamış ressamların arkaik tarzda yaptıkları eserlerine verilen addır. Primitif sanat, ilkel ve okuma yazma devresine gelememiş kavimlerin sanatı olarak da adlandırılmaktadır.

ANDREY REMNEV VE BU YÜZYILIN ORTAÇAĞ İLE UZLAŞMASI

06:31


Remnev, 1962 senesinde Moskova çevresinde yer alan Yakhroma'da dünyaya geldi. Remnev'in sanatını bu kadar ileri taşıyan unsurların ilkini doğduğu çevre olarak kabul edebiliriz. Kırsal bir bölgede yer alan Yakhroma; inişli çıkışlı arazisi, Volga Nehri kıyısında konumlanıyor oluşu ve kasaba yaşamıyla huzur dolu ve ilham verici bir yer olarak bilinmekte. Andrey Remnev'in küçük yaşta sanat hayatına girişi ise, tuvallerine Yakhroma'nın manzarası ve insanlarını yansıtmasıyla başlamıştı.



SU TAŞIYICISI, 1997
Zaman geçtikçe sanatçı, diğer birçok sanatçı gibi, kendine özgü bir tarz bulma arayışına girdi. İlk olarak manzara ve doğa resimlerine yansıttığı kendine özgü tarzına sonraları figürleri de dahil ederek yavaş yavaş tuvalinde özgün kompozisyonların belirdiğini fark etti.


OYUNCAK SATICISI, 1995 - 2001

Sanatçı ağırlıklı olarak Rusya'nın 15, 17 ve 18. yüzyıllara ait sanat akımlarından ve Ortaçağ ikon resimlerinden esinlenmişti. Çok eski yıllara ait bu gösterişli ve güçlü unsurlara kendi sanatsal yorumunu katarak tuhaf şekilde hipnotize edici eserler ortaya çıkardı. 

İLKBAHAR - KIŞ, 2007
Remnev, alegorik eserlerinin yanısıra ufak tefek dokundurmalarla kompozisyonları ve figürleri bambaşka bir noktaya kolayca taşımayı başarmıştı. 

PAPAGENA, 2007
Sanat hayatının ilk yıllarında çizdiği doğa resimlerinden edindiği hayvan anatomilerine karşı yatkınlığı, sonraki yıllarda eserlerinde kullanmaktan çekinmeyen sanatçı, eserlerine hakim olan figür ve konuları bununla ustaca birleştirmişti.

GÖK CİSİMLERİ, 2011
Remnev, Ortaçağ sanatını referans almasına rağmen çağdaş sanatın getirdiği zevk ve incelikleri, ucu sivri mesajlar verme yönünü kompozisyonlarına başarıyla serpiştirmeyi başarmıştı. Ayrıca, sanatçının eserlerine bakarken sık sık gerçeküstü unsurlarla da karşı karşıya kalabilirsiniz.

DELİK, 2009
Remnev'in son dönemlerde ortaya çıkardığı eserleri çoğunlukla kadınlara, onların gösterişli elbiselesine ve mücevherlerine odaklanmakta. 

SIRINGA, 2008
Aynı zamanda Remnev'in kadınlarının korkusuz bakışlarına gizemli bir havanın da eklendiğini görmekteyiz. 

AMAZONKA, 2007
ANDROMEDA, 2007
Andrey Remnev, eserlerinin seyirci üzerindeki etkisini artırmak için Geç Rönesans'ta kullanılan boya tariflerinden yola çıkarak doğal boya pigmentlerini yumurta sarısıyla karıştırdı. Böylece o dönemde yaşamış sanatçıların kullanmaya mecbur kaldığı resim için en gerekli malzemeyi bu şekilde elde etti. 

SAĞANAK, 2006
KIRMIZI BAŞ, 2004
Sanatçı bir dönem, figürlerin bir yerine ya da kompoziyonun bir köşesine başka komposizyonları ve hayvanları dahil ederek, adeta bu işte ne kadar usta olduğunu seyirciye kanıtlamaya çalışmıştı.

CREME-BRULEE, 2008

DIEGO VELAZQUEZ – AYNADAKİ VENÜS

06:22
                                       
 

Aynadaki Venüs, İspanyol Altın Çağı'nın en önemli ressamlarından biri olan Velazquez'in günümüze kadar gelebilmiş tek nü eseridir. Bunun sebebi, 17.yy İspanyol Engizisyonu'nun baskıcı tutumuydu. Eser, zor uğraşlarla çeşitli koleksiyonlarda gizli kalmayı başarabildi. Eserin dünyada "Rokeby Venus" olarak anılmasının sebebi ise, 1813 yılında İngiltere'nin Yorkshire kentinde Rokeby Park'ında sergilenmiş olması. Ve o günden beri İngiltere korumasına giren eser, bugün Londra National Gallery'de sergilenmekte.

Eserde mavi-kırmızı tonları bizi kendine doğru çekerken, sırtı seyirciye dönük bir kadın figürü yatağında uzanır haldedir. Kendini aynadan hayranlıkla inceleyen bu figürün kim olduğunu ilk etapta anlayamasak da, aynayı tutan figüre baktığımızda bu figürün Venüs yani Afrodit olduğunu anlarız. Aynayı tutan figür ise Cupid yani Eros'tur ki, bu figür, Venüs'un oğludur. Cupid, iki kişi arasında alevlenen aşkın başrolü olduğunun simgesi olarak daima ok ve yaylarıyla gösterilirken, burada garip şekilde savunmasızdır. Alışık olduğumuz tek unsur kanatlarıdır. Kendisini hayranlıkla izleyen genç kadına aynayı tutar ve onun güzelliğine bakakalır. 

Eser dönemin kurallarına ve sanat anlayışına göre bünyesinde birçok farklılık barındırmaktadır. Bunların ilki, sırtı seyirciye dönük halde uzanan Venüs'tür. Venüs figürü her ne kadar zevke, sefaya, güzelliğe, aşka, beden zevklerine düşkünlüğü ile bilinse ve bunu vurgular şekilde yatağına rahatça uzanır şekilde görülse de, böyle bir gösterim ne bu esere kadar yapılmış Venüs ve Cupid tablolarında, ne de diğer dönem tablolarında görülmemiştir. Ayak altının görünmesi bile belli dönemlerde çirkin algılanırken, bu gösterimin yaratacağı tepkiyi düşünmek aslında hiç de zor değil.